Wednesday, January 24, 2007

Mezarlarınıza Tüküreceğim!!!



Uzun zamandır okuyayım diyip bir türlü okumaya mazhar olmadığım kitabı en sonunda bitirdim... Boris Vian'ın filminin galasında kalp krizi geçirip hayata elveda dediği göz önüne alındığında, kitaba yazarın hayatına maal olan kitap da diyebiliriz.


Boris Vian kitabı yazdığı dönemde, artık saplantılı olduğundan mıdır? Yoksa toplumun direk tepkisini çekmemek için midir bilinmez, mahlas kullanıp yazdığı kitabı eski türk filmleri gibi herşeyi barındırıyor... Aşk, ihtiras, şehvet, şiddet hepsi bir arada, sadece bu kitapta...

Özellikle döneminde çok tepki toplayan cinsel tasvirlerle dolu kitap ne Henry Miller'ı ne de Charles Bukowski'yi aratıyor ve dahi şiddet dolu bölümlerde ise karşımızda züğürt bir Patrick Bateman beliriveriyor.

Kitaba bir de anti racist söylemler eklediniz mi, kitap bir anda kült oluyor işte... Herkese şiddetle tavsiye ediyorum...

Saturday, January 20, 2007

Billy Talent 2




Benim gibi gerçek müziğin 60 larda ve 70 lerde yapıldığına inan ve 21. yüzyılın müzik endüstrisine tek getirisinin zenci müziği ve Britney Spears türevleri olduğunu içi kan ağlayarak müşahede eden biri olarak Billy Talent'ı ilk albümlerinin çıkışından 3 sene sonra keşfetmem çok hoş bir süpriz oldu.
M tv de dönen ''fallen leaves'' şarkısı kanımı kaynatmakla kalmayıp bir adet albümüne sahip olma dürtüsü uyandırdı içimde. Albüme sahibim ve çok bahtiyarım. Şu kadarını söyleyeyim albümü dinlerken lise yıllarımda ilk kez ixnay on the hombre kasedini ele geçirip 90 lık kasete ard arda kaydedilmiş versiyonunu defalarca dinlediğim günlerdeki tadı aldım.
Daha sonra internetten grupla kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini de edindim ve o albümün de boş olmadığını görüp bir daha takdir ettim. Müzik tarzı olarak da artık emotional punk mı dersiniz, grunge mı dersiniz bilmem; bir nevi alternative rock akımını tutturmus gidiyolar. Vokale gelince biraz Johnny Rotten, biraz Anthony Kiedis, biraz Dexter Holland ve dahi özellikle ilk albümlerinde bir miktar Paul Stanley tadı veriyor. Severek dinliyoruz.
- Billy, üç yıldızlı 5 aferin, pekiyi verdim.
- Lütfen Arif ağabey utandırıyorsunuz..
- Yok yok hak etmişsiniz, hadi hadi iyi haberlerinizi bekliyorum...

Monday, January 08, 2007

Dublör esnafının bitmez çilesi



Geçtiğimiz sene çok beğenerek izlediğimiz Rexona deodarant reklamını hepimiz hatırlıyoruz sanırım. Şehirdeki herkes dublör olunca, işe yetişmek için damlardan otobüsün tepesine atlayanlarla, plazalara ön camdan motorsikletle dalış yapan kuryelerle, toplantıya tavandan düşerek yetişen çalışanlarla dolu nezih bir sette geçiyordu reklamımız.


Hakikaten bu dublörlere nasıl oluyorda hiçbirşey olmuyor? Yahu ben 3 basamak merdivenden sıçrasam kırıyorum kolumu bacağımı, adamlar binalardan atlıyor, kalkıp yürümeye devam ediyor... Şaşılacak şey.

Her neyse, zaten bu dublör milletine bir b.k olmuyor diye bütün günün stresini üzerinde çıkarabileceğimiz sanal bir dublör arkadaş koymuşlar the stun man sitesine. Duvarlara savurun camlardan fırlatın, arkadaş suratında ''vucudumu savurabilirsin ama ruhumu asla'' bakışıyla yeniden doğruluyor.

Arkadaşı yeterince hırpalayabilenler de reklamlardaki nezih mekan action city'e bedava tur kazanıyor... bileğinize kuvvet.

My Celebirity Look Alike




Senelerden 2003, aylardan ağustos, yer Los Angeles...


Canım kardeşim, Emrah Ercan'la beraber meşhur Kodak Theater önünden geçerken bir anda karşıdan çığlıklar atarak bize koşan 4-5 tane çıtır ''valley girl'' üzerimize atladı. Ne olduğunu anlayana kadar elimizde kalemler kızların ellerindeki defterleri imzalıyorduk... Hatta çok afedersiniz genç kızlardan bir tanesi bana baldır nahiyesini bile imzalatmıştı... O gün bizi kime benzettiklerini ve imzamızı istediklerini çözememiştik Emrah ile keşke bu site olsaydı. Aslında kızların beni Billy Zane'e benzettiklerini bilecektim.

Fotoğrafınızı yüklüyorsunuz. Size en benzeyen ''celebirity'' leri bir bir döküyor önünüze.

Yukarıda anlattığım hikaye aslında olmadı tabiki... Ama bizim başımıza böyle bir olay gelmemiş olması sizin başınıza da gelmeyeceğini göstermez. İyisimi önleminizi alın ve my heritage dan hangi ünlüyle benzer olduğunuzu bir kontrol edin.

Monday, December 25, 2006

Ve Bir Yıldız Daha Efsane Oldu...


"The Godfather of Soul", kolay alınacak bir ünvan olmasa gerek. Güney Karolayna'nın hareketli çocuğu, funk müziğinin üstadı, arkasında 150 ye yakın şarkı, 50 den fazla albüm ve üzgün milyonlarca hayran bırakarak 74 yaşında ölümsüzlüğe ulaştı.
92 senesinde grammy ödüllerinde verilen, "hayat boyu başarı" ödülü bile onun ismi yanında sönük kalıyor.
Apollo sahnesi, bir daha onun "split" ine şahit olamayacak...
Toprağın bol olsun godfather...

Thursday, November 30, 2006

Neil French'den inciler


Öncelikle Neil French kimdir? Pazarlama eğitimi alan birçok insan aşina olsa da, açıklamakda fayda var... Neil French dünyanın en meşhur ve sözü geçen reklam ve pazarlama gurularından.
Uzak doğu bölgesinde yaptığı çalışmalar ile her köşe başına büstünü diktirmiş bir deha. Chivas Regal'i, Johnny Walker'ı alaşağı ederek viski piyasasının tepesine yerleştiren şahıs kendileri.

Bira reklamlarının yazılı basın yoluyla hedefine ulaşmayacağı kanısını çürütmek için tamamen kaba et mecrasından uydurduğu XO adlı bira markasını, piyasada böyle bir ürün olmadığı halde bira marka listelerinin en tepelerine taşımasıyla bütün pazarlama kitaplarında ders olarak girmiş mükemmel bir insan.

Zamanında da efsane Judas Priest'in menejerliğini yapmış bu yüce insan... Yakışır...

Onun bütün meşhur çalışmalarını bulacağımız sitenin adresi de hemen aşağıda... Her çalışmasının önünde kendi hikayeleri ve yorumları mevcut. Ayrıca bir de French in kişisel blogu diye tabir edebilecegimiz, kendi seçtiklerim bölümü var. Dadından yinmez... www.neilfrench.com

Thursday, November 09, 2006

Futbol Menejerlik Oyun Hastalarının Yeni Adresi




Yıllardır futbolla hiç alakam olmamakla beraber, futbol menejerlik oyunu FM (eski ismiyle CM) nin hararetli bir takipçisi oldum. Son günlerde son çıkan versiyonu olan Football Manager 2007 yi de ilk alanlardan biri olduğumu söylemeye gerek yok sanırım.

Ama sezonlar geçipte artık takımınız hiç bir kupayı başkasına kaptırmamaya başlayınca yavanlaşıyor oyun haliyle.
Son bir kaç aydır FM den daha heyecanlı bir meşgale buldum kendime. FDM...
Football Dot Manager online menejerlik oyunu dünyanın tam anlamı ile dört köşesinden insanların katılımıyla oynan 19.000 i aşkın kullanıcısı olan mükemmel bir menejerlik oyunu.
Konsept olarak FM den biraz farklı olmakla beraber, oynanması çok basit. Bilgisayarınıza indereceğiniz ufak bir cilent ile veya web sitesi üzerinden oynayabileceğiniz oyunun, kadim arkadaşım Tuna'nın üstün çalışmaları ve benim de ufak tefek yardımlarım ile Türkçe versiyonunu da oluşturduk.


Oyunun tek kötü yanı, bir süre sonra maç saatleri geldiğinde internete ulaşamadığınız biryerlerdeyseniz krizinizin gelip, direk internet olan biryerler aramaya gitmenize sebebiyet vermesi. Oyunda çeşitli klanlara üye olup klanlar arası şampiyonalara dahil olmak, forumlarda takılıp oyun haricinde birçok şey hakkında sohbet edebileceğiniz multi kültürel bir topluluk olması inanılmaz eğlenceli.

Do we game? For sure we do mate ;)

Bedava, Yasal, Doya Doya MP3


Bir programa ihtiyacımız olduğunda ilk başvuru kaynağımız olan, hayat kurtarıcı software download sitesi download.com kendini aştı...

music.download.com adresi altında artık 75.000 i aşkın mp3 ile hizmetimizde.


Sitede belki Britney Spears'ın ya da Asuman Krause'nin son şarkılarını bulamıyorsunuz (Thanks God) ama yüzlerce farklı tarzdan sizin müzik zevkinize en uygun olanı seçip, medyatik olmasa da gerçekten gelecek vaad eden binlerce grup ve sanatçıdan yeni şarkılar indirip, keşfetmek çok daha keyifli.


Who wants to be a ROCKSTAR????


Patlayan flashlar, arkanızdan koşturan bir gazeteci ordusu, dünyanın dört bir köşesinde turneler, albümler, şarkılarınızla çoşan kitleler, pahalı arabalar, çılgın atan partiler,ün, şöhret, para... Kim RockStar olmak ister??? Kim istemez ki?

Şimdi sanal alemde bu mümkün. İstanbul dahil dünyanın belli başlı ülkelerinden birinde kariyerinize başlayıp, önce sokaklarda çalarak para kazanıyorsunuz. Kendi gurubunuzu mu kuracaksınız? Mümkün... Ben uğraşamam grupla felan solo kariyer mi yapacağım diyorsunuz? Bu da mümkün...

Sokaklarda çalın, besteler yapın, ünlenin, gezin, tozun, seyahat ederek dünyayı görün, konserler verin, hoşlandığınız kız ile boğazda bir yemeğe çıkın, işletmecilik yapın, isterseniz çocuk yapın...


Hepsi mümkün... İlk önce PopoMundo alemine üye olun...

Monday, October 30, 2006

En Sonunda Bitti



Son iki aydır, beni tanıyan herkes ne zaman beni arayıp, ne yapıyorsun diye sorsa ''ofisin inşaatı ile uğraşıyorum'' cevabını alıyordu. Tatsız bir şekilde uzayıp giden bu basit iş benimde artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı ama... sonunda BİTTİ...


Şunu bir daha öğrendim ki, dünyanın en zor işlerinden biri ustalarla uğraşmak. Sanırım o Albeni çikolata reklamındaki bahaneci gibi bu usta milletinin de bir bahanecisi mevcut. İşi yetiştiremediklerinde uydurdukları bahanelere inanamazsınız. Yok yan yattı, yok çamura battı... uzayıp gider bu. Neyseki artık bitti. Hepinizi yeni ofisime bir esnaf çayı içmeye bekliyorum...

Friday, October 27, 2006

This is Major Tom to Ground Control...

... i'm stepping through the door and i'm floating in a most peculiar way and the stars look very different today... Ve basladim... Er ya da gec bunu yapacagimi biliyordum ama nedense boyle birseye girisecek gucu bugun buldum kendimde. Sonucta alelade bir site, "yarin bir gun vakit ayiramazsam veya canim devam etmek istemezse birakirim" seklinde dusunceler bana gore degil.

Selin'in sitesini uzun zamandir takip ediyordum ve ben de bir tane yapayim diyordum. Ama ne ile dolduracaktim? Sonra karar verdim... gecmisi degil, gelecegi degil, su ani koyacaktim. Su an nasil hissediyorsam onu yansitacaktim.

Bayram tatilini firsat bilen ablam, iki kizini da alip geldi Ankara'dan. Dun, Sema- 8 yasindaki yegenim- ne yaptim hatirlamiyorum ama kizdirdim onu ve bana "bunlarin hepsini gunlugume yazacagim dayi" dedi.

Ben de oyle yapacagim sanirim. Beni kizdiranlari yazacagim, beni sevidirenleri, uzenleri, ogretenleri ve ogrendiklerimi. Zevkli olacak merak etmeyin, hem yazmak hem okumak.

Bu arada sanirim son 8 senedir devam ettirdigim İngilizce klavye kullanma aliskanligimi da birakmam yazdiklarimi daha okunulabilir kilacak ve TDK tarafindan daha bir takdir edilecek. Deneyelim bakaliiiiiiiıııııımm. Evet. Ve artık Türkçe karakterlerle yazıyorum, bakalım alışabilecek miyim?

P.S: Bu arada yukarıda Selin'in ismine bir Hyperlink koymayı ben de istiyordum ama tam o anda ofise ak sakallı, nur yüzlü bir amca girdi. ''Evladım sen beceremezsin oyle hyperlink i myperlink, iyisimi sen direk yaz adresi'' dedi.
Buyrun efem, bu da Selin'in blog u: http://selinzz.blogspot.com/