Thursday, March 29, 2007

Landing In London


Bir hafta boyunca yokum arkadaşlar, İngiltere'ye uçuyorum cumartesi. Herkese After Eight Çikolatası getireceğim merak etmeyin. Onun dışında siparişi olanlar bildirsin, Herkese iyi bir haftasonu diliyorum. Sözlerimi de leziz "3 doors down" şarkısı "Landing in London" ile süslüyorum.




Friday, March 23, 2007

Bu Hafta Sonu Aktivitesi: "Death Note"


Dün Bloglar arasında sekerken Eylülce adlı bir bloga denk geldim. Blog sahibi Gaye Ör'e teşekkürler. Death Note adlı animeden haberdar oldum sayesinde. Anime aleminden de ne kadar uzak kaldığımı farkettim aynı zamanda. Dün Youtube'u ve 2048 MB ADSL yi sömürerek altı bölüm üst üste izledim. Önümde daha kesintisiz izleyebileceğim onlarca bölüm var çok mutluyum...
Aradığımız, özlediğimiz, istediğimiz yeni lezzet budur. Bu haftasonu için planımı sormayın, adımı Death Note'a yazdım, mevcut tüm bölümlerini izlemeye inandım... Biraz daha hakim olunca detaylı bir Death Note post'u da zamanla gelecek sanırım.

İlk bölümünü izlemek için buyurun ilk bölümünün Youtube linki: Death Note Episode 1

Herkese iyi tatiller...

LOST S03E13

İşte son bölümün torrent linklerine de buradan ulaşabilirsiniz bu sefer belli başlı bütün torrent arama motorlarının linklerini koydum iyi seyirler: LOST S03E13

Wednesday, March 21, 2007

LOST S03E12


Bundan böyle internette geçirdiğim vaktin kallavi bir kısmını harcadığım "download" uğraşılarımın linklerini de insanlığın hizmetine açmaya karar verdim.

Her ne kadar eski tadını bulamasam da yine de Amerika'da yayınlanmasına müteakip LOST'un son bölümünü indirip izleme alışkanlığımı sürdürmekteyim.

Bit Torrent kullanıcıları için son bölümün linkini şuraya ekleyivereyim: LOST S03E12

Ayrıca onu yükleyip izleyene kadar oyalaması bab ından youtube daki bölüm tanıtımı için de bu linki kullanabilirsiniz : LOST S03E12 youtube promo

Wednesday, February 28, 2007

...And The Oscar Goes to Martin Scorsese

En sonunda O'nun da bir oscarı oldu. "79th Academy Awards" geçtiğimiz günlerde usulü olduğu üzre Kodak Theatre'da sahiplerini buldu ve Martin Scorsese'ın yıllardır beklediği altın heykelciğe kavuştuğu ödül töreni olarak tarihe geçti. Her sene Oscar ödüllerinin dağıtılmasına müteakiben, bütün yorumcular ödüllerin hakkaniyetle dağıtılmadığından yakınırken, bu sene herkes tek ağızdan hakkın, hakedene verildiğini söylüyor.

Eee haklılar tabi... Gece uykusuz kalıp ödülüne sarılışını canlı canlı müşahede ettiğimde ben de naçizane aynı şeyi düşündüm. 5 sefer direkten dönen Martin Usta (64) bu sefer o çekmeye bayıldığı New York filmlerden biriyle olmasa da "The Departed" la şeytanın bacağını kırdı.

Hem Amerikan sinema tarihinin en önemli 5 yönetmeninden birisi olun, hem kült olmuş en az 10 filme imza atın, hem de bir oscar heykelciğiniz olmasın! Olacak iş değil...

Düşünüyorum da "Taxi Driver" ı izleyip de aynanın karşısında "You talkin'to me?" dememiş biri var mıdır aramızda? Ya da ne bileyim Raging Bull'da LaMotta ile kollarını havaya kaldırıp "koççum bee helal sana" dememiş olan? Mesela "Sexus" u ilk kez çöp kutusuna bırakan Max Cody'den görüp okumuştum ben. Başka, başka? Goodfellas, New York New York, The Age of Innocence, Casino, Gangs of New York, Kundun ve dahi kişisel kültlerimden Bringing Out the Dead... IMDB Top 250 de sanırım en az 5 filmi vardır. Benim kadar üşengeç olmayan biri buradan sayarak bizimle paylaşabilir :)

Martin Usta'ya burdan saygı ve dahi hürmetle selam ederken, bu akşam yatmadan bir Socersese filmi izlemeyi de herkese salık veriyorum.

Bu arada 79. Oskar ödüllerinin tam listesine de buradan bakabilirsiniz.

Friday, February 16, 2007

"Tiger Swing" in sırrı: Gerçekten sırf şekil mi?

Son zamanlarda en keyif alarak izlediğim, bittiğinde ağzımın kulaklarına vardığını farkettiğim reklam İşTcell kampanyasınınki... "Avrupa Yakası"nın Anadolu rock Tanrıverdi'si Sarp Apak, bu reklamlar sayesinde daha bir göze girdi sanırım. Lügatımıza tam, "ben bilgisayar bilmiyorum, telefon biliyorum" lafını sokmuştu ki, şimdi kampanyanın ikinci reklam filmi İşTcell bireyselde bir de "Ne bu yaaa, sırf şekil ya" diye bir tabiri de ağızlara pelesenk etti sağolsun.

İşTcell reklam kampanyasının Kristal Elma' ya doğru koşar adım ilediğini düşünmekle birlikte, olayın marketing başarısı boyutunu reklamcı arkadaşlara bırakıyorum. Bu blog postumuzun mevzuu; ne İşTcell' in pazarlama başarısı, ne de Sarp Apak'ın ekranlardaki hızlı yükselişi... Bu postun mevzuu: Tiger Swing

Eski günleri hatırlıyorum da, altı yedi yaşlarımda, babamla beraber Pebble Beach deki malikhanemizde her pazar sabahı havyarlı kahvaltılarımızdan sonra Pasifik okyanusuna karşı club savururduk... Ahh ahh, artık vakit bulup yapamıyorum tabi. Bu bakımdan arkadaşlarımıza da Tiger Swing hakkında etraflı bir bilgi vermeye pek bir yetkin gördüm kendimi.
Numaraya gerek yok, hayatım boyunca golf sopasını elime almışlığım yok, pazar sabaharı da babamla Kaliforniya'da havyar değil, Altunizade'deki evimizde Trabzon usulü kıymalı pide yerdik bundan kelli vuruşun tekniğini anlatamıyacağım. Herkesin yapacağı gibi ben de girdim Google dan "TigerSwing" yazıp arattım. Tiger Woods'un bu efsane vuruşu sayesinde geçtiğimiz sene 76.5 milyon Euro kazanarak en çok kazanan sporcu ünvanını Michael Schumacher'den aldığını duyunca insanın bu vuruşa "sırf şekil yaa" diyesi gelmiyor açıkçası.
Vuruş hakkında, uygulama şekilleri hakkında yüzlerce web sitesi var. Tüm zamanların en başarılı 10 golf oyuncusu listesinde bulunan Tiger Woods bu listede olup da yaşayan tek golfçü. Bu arada, yukarada bahsettiğim kazancının içine reklamlardan kazandıkları dahil değil. Gözümüz yok Allah daha çok versin, aradık bulduk "Tiger Swing" videosunun linki de burada. Sırf şekil mi siz karar verin...

Wednesday, January 24, 2007

Mezarlarınıza Tüküreceğim!!!



Uzun zamandır okuyayım diyip bir türlü okumaya mazhar olmadığım kitabı en sonunda bitirdim... Boris Vian'ın filminin galasında kalp krizi geçirip hayata elveda dediği göz önüne alındığında, kitaba yazarın hayatına maal olan kitap da diyebiliriz.


Boris Vian kitabı yazdığı dönemde, artık saplantılı olduğundan mıdır? Yoksa toplumun direk tepkisini çekmemek için midir bilinmez, mahlas kullanıp yazdığı kitabı eski türk filmleri gibi herşeyi barındırıyor... Aşk, ihtiras, şehvet, şiddet hepsi bir arada, sadece bu kitapta...

Özellikle döneminde çok tepki toplayan cinsel tasvirlerle dolu kitap ne Henry Miller'ı ne de Charles Bukowski'yi aratıyor ve dahi şiddet dolu bölümlerde ise karşımızda züğürt bir Patrick Bateman beliriveriyor.

Kitaba bir de anti racist söylemler eklediniz mi, kitap bir anda kült oluyor işte... Herkese şiddetle tavsiye ediyorum...

Saturday, January 20, 2007

Billy Talent 2




Benim gibi gerçek müziğin 60 larda ve 70 lerde yapıldığına inan ve 21. yüzyılın müzik endüstrisine tek getirisinin zenci müziği ve Britney Spears türevleri olduğunu içi kan ağlayarak müşahede eden biri olarak Billy Talent'ı ilk albümlerinin çıkışından 3 sene sonra keşfetmem çok hoş bir süpriz oldu.
M tv de dönen ''fallen leaves'' şarkısı kanımı kaynatmakla kalmayıp bir adet albümüne sahip olma dürtüsü uyandırdı içimde. Albüme sahibim ve çok bahtiyarım. Şu kadarını söyleyeyim albümü dinlerken lise yıllarımda ilk kez ixnay on the hombre kasedini ele geçirip 90 lık kasete ard arda kaydedilmiş versiyonunu defalarca dinlediğim günlerdeki tadı aldım.
Daha sonra internetten grupla kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini de edindim ve o albümün de boş olmadığını görüp bir daha takdir ettim. Müzik tarzı olarak da artık emotional punk mı dersiniz, grunge mı dersiniz bilmem; bir nevi alternative rock akımını tutturmus gidiyolar. Vokale gelince biraz Johnny Rotten, biraz Anthony Kiedis, biraz Dexter Holland ve dahi özellikle ilk albümlerinde bir miktar Paul Stanley tadı veriyor. Severek dinliyoruz.
- Billy, üç yıldızlı 5 aferin, pekiyi verdim.
- Lütfen Arif ağabey utandırıyorsunuz..
- Yok yok hak etmişsiniz, hadi hadi iyi haberlerinizi bekliyorum...

Monday, January 08, 2007

Dublör esnafının bitmez çilesi



Geçtiğimiz sene çok beğenerek izlediğimiz Rexona deodarant reklamını hepimiz hatırlıyoruz sanırım. Şehirdeki herkes dublör olunca, işe yetişmek için damlardan otobüsün tepesine atlayanlarla, plazalara ön camdan motorsikletle dalış yapan kuryelerle, toplantıya tavandan düşerek yetişen çalışanlarla dolu nezih bir sette geçiyordu reklamımız.


Hakikaten bu dublörlere nasıl oluyorda hiçbirşey olmuyor? Yahu ben 3 basamak merdivenden sıçrasam kırıyorum kolumu bacağımı, adamlar binalardan atlıyor, kalkıp yürümeye devam ediyor... Şaşılacak şey.

Her neyse, zaten bu dublör milletine bir b.k olmuyor diye bütün günün stresini üzerinde çıkarabileceğimiz sanal bir dublör arkadaş koymuşlar the stun man sitesine. Duvarlara savurun camlardan fırlatın, arkadaş suratında ''vucudumu savurabilirsin ama ruhumu asla'' bakışıyla yeniden doğruluyor.

Arkadaşı yeterince hırpalayabilenler de reklamlardaki nezih mekan action city'e bedava tur kazanıyor... bileğinize kuvvet.

My Celebirity Look Alike




Senelerden 2003, aylardan ağustos, yer Los Angeles...


Canım kardeşim, Emrah Ercan'la beraber meşhur Kodak Theater önünden geçerken bir anda karşıdan çığlıklar atarak bize koşan 4-5 tane çıtır ''valley girl'' üzerimize atladı. Ne olduğunu anlayana kadar elimizde kalemler kızların ellerindeki defterleri imzalıyorduk... Hatta çok afedersiniz genç kızlardan bir tanesi bana baldır nahiyesini bile imzalatmıştı... O gün bizi kime benzettiklerini ve imzamızı istediklerini çözememiştik Emrah ile keşke bu site olsaydı. Aslında kızların beni Billy Zane'e benzettiklerini bilecektim.

Fotoğrafınızı yüklüyorsunuz. Size en benzeyen ''celebirity'' leri bir bir döküyor önünüze.

Yukarıda anlattığım hikaye aslında olmadı tabiki... Ama bizim başımıza böyle bir olay gelmemiş olması sizin başınıza da gelmeyeceğini göstermez. İyisimi önleminizi alın ve my heritage dan hangi ünlüyle benzer olduğunuzu bir kontrol edin.

Monday, December 25, 2006

Ve Bir Yıldız Daha Efsane Oldu...


"The Godfather of Soul", kolay alınacak bir ünvan olmasa gerek. Güney Karolayna'nın hareketli çocuğu, funk müziğinin üstadı, arkasında 150 ye yakın şarkı, 50 den fazla albüm ve üzgün milyonlarca hayran bırakarak 74 yaşında ölümsüzlüğe ulaştı.
92 senesinde grammy ödüllerinde verilen, "hayat boyu başarı" ödülü bile onun ismi yanında sönük kalıyor.
Apollo sahnesi, bir daha onun "split" ine şahit olamayacak...
Toprağın bol olsun godfather...

Thursday, November 30, 2006

Neil French'den inciler


Öncelikle Neil French kimdir? Pazarlama eğitimi alan birçok insan aşina olsa da, açıklamakda fayda var... Neil French dünyanın en meşhur ve sözü geçen reklam ve pazarlama gurularından.
Uzak doğu bölgesinde yaptığı çalışmalar ile her köşe başına büstünü diktirmiş bir deha. Chivas Regal'i, Johnny Walker'ı alaşağı ederek viski piyasasının tepesine yerleştiren şahıs kendileri.

Bira reklamlarının yazılı basın yoluyla hedefine ulaşmayacağı kanısını çürütmek için tamamen kaba et mecrasından uydurduğu XO adlı bira markasını, piyasada böyle bir ürün olmadığı halde bira marka listelerinin en tepelerine taşımasıyla bütün pazarlama kitaplarında ders olarak girmiş mükemmel bir insan.

Zamanında da efsane Judas Priest'in menejerliğini yapmış bu yüce insan... Yakışır...

Onun bütün meşhur çalışmalarını bulacağımız sitenin adresi de hemen aşağıda... Her çalışmasının önünde kendi hikayeleri ve yorumları mevcut. Ayrıca bir de French in kişisel blogu diye tabir edebilecegimiz, kendi seçtiklerim bölümü var. Dadından yinmez... www.neilfrench.com

Thursday, November 09, 2006

Futbol Menejerlik Oyun Hastalarının Yeni Adresi




Yıllardır futbolla hiç alakam olmamakla beraber, futbol menejerlik oyunu FM (eski ismiyle CM) nin hararetli bir takipçisi oldum. Son günlerde son çıkan versiyonu olan Football Manager 2007 yi de ilk alanlardan biri olduğumu söylemeye gerek yok sanırım.

Ama sezonlar geçipte artık takımınız hiç bir kupayı başkasına kaptırmamaya başlayınca yavanlaşıyor oyun haliyle.
Son bir kaç aydır FM den daha heyecanlı bir meşgale buldum kendime. FDM...
Football Dot Manager online menejerlik oyunu dünyanın tam anlamı ile dört köşesinden insanların katılımıyla oynan 19.000 i aşkın kullanıcısı olan mükemmel bir menejerlik oyunu.
Konsept olarak FM den biraz farklı olmakla beraber, oynanması çok basit. Bilgisayarınıza indereceğiniz ufak bir cilent ile veya web sitesi üzerinden oynayabileceğiniz oyunun, kadim arkadaşım Tuna'nın üstün çalışmaları ve benim de ufak tefek yardımlarım ile Türkçe versiyonunu da oluşturduk.


Oyunun tek kötü yanı, bir süre sonra maç saatleri geldiğinde internete ulaşamadığınız biryerlerdeyseniz krizinizin gelip, direk internet olan biryerler aramaya gitmenize sebebiyet vermesi. Oyunda çeşitli klanlara üye olup klanlar arası şampiyonalara dahil olmak, forumlarda takılıp oyun haricinde birçok şey hakkında sohbet edebileceğiniz multi kültürel bir topluluk olması inanılmaz eğlenceli.

Do we game? For sure we do mate ;)

Bedava, Yasal, Doya Doya MP3


Bir programa ihtiyacımız olduğunda ilk başvuru kaynağımız olan, hayat kurtarıcı software download sitesi download.com kendini aştı...

music.download.com adresi altında artık 75.000 i aşkın mp3 ile hizmetimizde.


Sitede belki Britney Spears'ın ya da Asuman Krause'nin son şarkılarını bulamıyorsunuz (Thanks God) ama yüzlerce farklı tarzdan sizin müzik zevkinize en uygun olanı seçip, medyatik olmasa da gerçekten gelecek vaad eden binlerce grup ve sanatçıdan yeni şarkılar indirip, keşfetmek çok daha keyifli.


Who wants to be a ROCKSTAR????


Patlayan flashlar, arkanızdan koşturan bir gazeteci ordusu, dünyanın dört bir köşesinde turneler, albümler, şarkılarınızla çoşan kitleler, pahalı arabalar, çılgın atan partiler,ün, şöhret, para... Kim RockStar olmak ister??? Kim istemez ki?

Şimdi sanal alemde bu mümkün. İstanbul dahil dünyanın belli başlı ülkelerinden birinde kariyerinize başlayıp, önce sokaklarda çalarak para kazanıyorsunuz. Kendi gurubunuzu mu kuracaksınız? Mümkün... Ben uğraşamam grupla felan solo kariyer mi yapacağım diyorsunuz? Bu da mümkün...

Sokaklarda çalın, besteler yapın, ünlenin, gezin, tozun, seyahat ederek dünyayı görün, konserler verin, hoşlandığınız kız ile boğazda bir yemeğe çıkın, işletmecilik yapın, isterseniz çocuk yapın...


Hepsi mümkün... İlk önce PopoMundo alemine üye olun...

Monday, October 30, 2006

En Sonunda Bitti



Son iki aydır, beni tanıyan herkes ne zaman beni arayıp, ne yapıyorsun diye sorsa ''ofisin inşaatı ile uğraşıyorum'' cevabını alıyordu. Tatsız bir şekilde uzayıp giden bu basit iş benimde artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı ama... sonunda BİTTİ...


Şunu bir daha öğrendim ki, dünyanın en zor işlerinden biri ustalarla uğraşmak. Sanırım o Albeni çikolata reklamındaki bahaneci gibi bu usta milletinin de bir bahanecisi mevcut. İşi yetiştiremediklerinde uydurdukları bahanelere inanamazsınız. Yok yan yattı, yok çamura battı... uzayıp gider bu. Neyseki artık bitti. Hepinizi yeni ofisime bir esnaf çayı içmeye bekliyorum...

Friday, October 27, 2006

This is Major Tom to Ground Control...

... i'm stepping through the door and i'm floating in a most peculiar way and the stars look very different today... Ve basladim... Er ya da gec bunu yapacagimi biliyordum ama nedense boyle birseye girisecek gucu bugun buldum kendimde. Sonucta alelade bir site, "yarin bir gun vakit ayiramazsam veya canim devam etmek istemezse birakirim" seklinde dusunceler bana gore degil.

Selin'in sitesini uzun zamandir takip ediyordum ve ben de bir tane yapayim diyordum. Ama ne ile dolduracaktim? Sonra karar verdim... gecmisi degil, gelecegi degil, su ani koyacaktim. Su an nasil hissediyorsam onu yansitacaktim.

Bayram tatilini firsat bilen ablam, iki kizini da alip geldi Ankara'dan. Dun, Sema- 8 yasindaki yegenim- ne yaptim hatirlamiyorum ama kizdirdim onu ve bana "bunlarin hepsini gunlugume yazacagim dayi" dedi.

Ben de oyle yapacagim sanirim. Beni kizdiranlari yazacagim, beni sevidirenleri, uzenleri, ogretenleri ve ogrendiklerimi. Zevkli olacak merak etmeyin, hem yazmak hem okumak.

Bu arada sanirim son 8 senedir devam ettirdigim İngilizce klavye kullanma aliskanligimi da birakmam yazdiklarimi daha okunulabilir kilacak ve TDK tarafindan daha bir takdir edilecek. Deneyelim bakaliiiiiiiıııııımm. Evet. Ve artık Türkçe karakterlerle yazıyorum, bakalım alışabilecek miyim?

P.S: Bu arada yukarıda Selin'in ismine bir Hyperlink koymayı ben de istiyordum ama tam o anda ofise ak sakallı, nur yüzlü bir amca girdi. ''Evladım sen beceremezsin oyle hyperlink i myperlink, iyisimi sen direk yaz adresi'' dedi.
Buyrun efem, bu da Selin'in blog u: http://selinzz.blogspot.com/